Kültür

İnsan toplumun, biyolojik olarak değil de, sosyal olarak kuşaktan Kuşağa ak­tardığı maddi ve maddi olmayan ürünler bü­tünü, sembolik ve öğrenilmiş ürünler ya da özellikler toplamı.

Latince’den gelen kültür terimini günü­müzdeki anlamına yakın bir biçimde ilk kez olarak 17. yüzyılda doğal hukuk düşünürü Samuel von Pufendorf kullanmıştır. Ona göre, kültür doğaya karşıt olan ve belli bir toplumsal bağlam içinde ortaya çıkan tüm İnsan eserleridir. 18. yüzyılın sonlarında ünlü Alman filozofu Kant da kültürü aynı anlamda İnsanın kendi rasyonel ve mantıklı özünden dolayı özgürce hayata geçirebileceği amaçların, ideallerin tümü olarak tanım­lanmıştır,

Bununla birlikte, esas Aydınlanma Ça­ğında oluşan kültür kavramının gerçek yara­tıcısı ünlü Alman filozofu Herderdir. Ona göre, kültür bir ulusun, bir halk ya da toplu­luğun yaşam tarzıdır. Herderin söz konusu kültür kavrayışı, kültüre tarihsel bir boyut kazandırırken, günümüz kültür görüşüne çıkan yoldaki en önemli kilometre taşını meydana getirir. Nitekim, antropolog E. B. Taylor 1871 yılında kültürü, bilgileri, inanç­ları, sanatı, ahlâki, yasaları, gelenekleri, ve bir toplumun üyesi olarak İnsanın edindiği bütün öteki eğilim ve alışkanlıkları içeren kompleks bütün olarak tamamlamıştır.

İktisadi üretim ve mübadele sistemini, akrabalık ve aile örgütlenmesi dizgesini, siyasi ve dini örgütlenmeyi, günlük yaşam kurallarını, ahlâk ve adalet sistemini, dili ve efsane, sanat, felsefe, ve hatta bilim üretimi­ni ihtiva eden bir şey olarak, bütün tarihsel ve evrensel boyutuyla kültür tanımı, bunun­la birlikte kültürü uygarlıktan ayırmaya yet­meyen, oldukça genel bir kültür kavrayışına tekabül eder. Anglo-Sakson dünyada çok yaygın olan söz konusu kültür/uygarlık öz­deşliği, Alman düşüncesinde Kultur ve Zivi­lisation ayırımıyla daha sağlıklı bir biçimde karşılanır. Buna göre, kültür veya tinsel kül­tür semboller ve değerleri ifade ederken, uy­garlık ya da maddi kültür teknolojiyi, iktisat ve toplumsal hayatı kuran tüm faaliyetleri tanımlar. Şu halde, kültür genel bir biçimde ve uygarlıkla eşanlamlı olarak, İnsan türü­nün hayatını, yaşam tarzını tüm diğer yaşam tarzlarından ayıran unsurlar bütünü diye ve daha özel olarak da, bir uygarlığı meydana getiren değerler toplamı şeklinde tanımlanabilir.

Bu bağlamda, farklı değer ya da kültürle­re sahip toplumsal veya etnik gruplar ara­sındaki doğrudan ve sürekli temasın sonu­cunda, gruplardan biri veya diğerinin ya da her ikisinin birden diğer grubun kültürünü, kültürel özelliklerini toptan veya kısmen be­nimsemesi sürecine kültürlenme adı verilir. öte yandan, bir toplumun kendi kültürünü, kültürel değer ya da özelliklerini üyelerine aktarma sürecine, toplumu meydana getiren bireylerin, toplumun istek ve beklentilerine uygun olarak etkilenmesi ve değiştirilmesi işlemine kültür! eme denmektedir.

Aynı bağlamda ve yaklaşık olarak aynı anlam içinde, bir toplumsal gruba ait olan bilginin, yerleşik söylemlerle semboller dü­zeninin diğer kuşaklara iletilmesi süreci kül­tür aktarımı diye tanımlanır. Yine, özellikle kültürlenme söz konusu olduğunda, bir kül­türel grubun üyelerinin başka bir kültürle temas içine girdikleri zaman kendi kültürle­rini ya da geleneksel kültür değerlerini tüm­den ya da bir bölümüyle yitirmelerine kül­türsüz!eşme veya kültür yitimi denir. Aynı şekilde, bir İnsanın kendi kültürüne yabancı bir kültür, tümden farklı bir değerler ve normlar sistemi içine girdiği zaman, yaşadı­ğı yolunu kaybetmişlik, şaşkınlık veya yön­süzlük duygusuna kültür şoku adı verilmek­tir.

Öte yandan, modern toplumlarda, farklı, hatta çoğunluk rekabet halindeki kültürler ve alt kültürlerin varlığı dikkate alındığında, kendi kültür değerlerini, davranış veya yaşam tarzını ve dilini, sahip olduğu siyasi ve iktisadi güç sayesinde, diğer kültürlere empoze edebilen kültür hakim kültür diye tanımlanır.